BEYİN TEMELLİ ÖĞRENME  

  •  Prof.Dr.Mücella Uluğ

Ezbere Öğrenme ve Kavrayarak Öğrenme

Patates ile ilgili bir ders, Ezbere Öğrenme:

Patatesin yararları orijini vb. anlatılır ama anlatılanlar ezberden ibarettir. Burada beyni harekete geçirmek oldukça özeldir, beynin normal işlevinin yanısıra çok az nöron ezberlemek amacıyla ateşlenmiştir. Burada içsel güdülenme yeterince harekete geçmediği için bu tip öğrenme çabaları yorgunlukla sonuçlanır. Sonuçta bazı öğrenciler bu  bilgileri kısa bir süre hatırlayacak, sonra unutacaktır. Sonuçta öğrenciler uygulayabileceklerinden daha az şey öğrenecekler ve daha az yaratıcı olacaklardır.

Patates ile ilgili bir ders, Kavrayarak Öğrenme:

Patates ile ilgili konu sınırları aşılır; konu için tarih, coğrafya, fen, edebiyat, sosyoloji, sanat gibi bilgiler de girerek patates öğretilecek. Biz bu sisteme bunun için genel sisteme bağlı, anlayarak öğrenme diyoruz. Burada amaç, öğrencilerin diğer alanları da öğrenmeleri için patatesi kullanma olabilir. Örneğin öğretmen sınıfa çok filizlenmiş bir patates getirir,bunu yanında patates ile ilgili tarihi bir olay anlatabilir, öğrencilere patatesin İngiltere kıtlığa girene kadar fakirlerin yiyeceği olduğunu bilip bilmedikleri sorulur. Patatesin sosyal ve siyasal doğurganlığını, sosyal sınıf farklılıklarının kullanıldığını biliyorlar mı? Olaylar geçmiş ile şimdi ve öğrencilerin deneyimleriyle, bilgileriyle ilişkilendirilir. Hatta konu arz-talep kanunlarına bağlanabilir. Farklı topraklar ele alınabilir, ekolojiye geçilebilir sanat bir türlü devreye girebilir. Böylece birçok konu patatesle birleştirilir; böylece beynin birçok alanlarını birleştirme fırsatı verilir. Bu yöntemle öğrencinin merakı arttırılır, bireysel ilgiler, bireysel yaşantılar ortaya konur.

Beynin Harekete Geçmesi: Beyinde bütünsel işlevler çalışır çünkü bilginini yanısıra, duygular, heyecanlar da devreye girer. Bu nedenle bu tip öğrenmede beynin her tarafı harekete geçer, stres azalır beyin hücreleri daha az yorulur; çünkü beyin bilgiyi pasif olarak almadı, bilgiyi almak için kendisi de aktif oldu. Yorgunluk az olduğu için öğrenciler bu tip öğrenmeyi uzun süre hatırlar, sınıfta esnemezler.

Sonuç: Öğrencilerin bir kısmı bu bilgiyi hatırlayacaktır ama bu bilgiyi farklı amaçlarla değişik yerlerde kullanacaklardır, beyinde çok yönlü yeni haritalar oluşmuştur.

Şurası  muhakkak ki, öğretmek için oluşturduğumuz herşey, niyet ettiğimizin dışında algılanacaktır. Öyleyse öğretmenin esas görevi, yeni bilgiyi yaşantı ile birleştirmektir. Böylece öğrencinin yaşam deneyimi, eğitimin bir düzenleyicisi olur.

            Eğitimde öğrencilerin içsel ilgileri ve kişisel hedefleri işe katılmalıdır. Böylece onlarda yenilik fikri ve merak uyanır.

            Eğitimde bazen ezber gerekirse de  eğitimin temel hedefi, “üretim” üzerine olmalıdır. Katılımcı, dinamik haritaların üretilmesi, eğitimin temel hedefi olmalıdır.

 

Üçlü Beyin

Carl Sagan “Dragons of Eden” (1977) yapıtında “İnsan soyunun böylesine güç ve karmaşık problemlerle yüzyüze geldiği günümüzde geniş ve güçlü düşünmenin gelişmesine çok ciddi bir biçimde ihtiyaç vardır. Tüm bu ülkelerin benimsediği demokratik ideallerle uyumlu, özellikle umut vaade eden gençlerin entellektüel gelişimlerini insani ve yardımseverlik bağlamında teşvik eden bir yol olmalı. Bunun yerine bu ülkelerin çoğunun öğretim ve sınav sisteminde hemen hemen kendini tekrar eden, itici bir eğitim süreci görürüz. Kısmen okulların ve toplumların baskıcı doğaları yüzünden NEOKORTİKAL FONKSİYONLAR”ın büyük kısmının hala bilinmemesi ve buna gereken önem verilmemesine rağmen bazen günümüz Amerikan TV’leri ve filmlerdeki seks ve saldırganlığın hepimizde gelişmiş bir R-Kompleks’in varlığı olduğuna işaret edip etmediğini bazen merak ediyorum” der.

            Sagan’ın yorumu oldukça iddialı, bilim ve teknoloji alanında önemli mesafeler katedilmesine  rağmen güç, baskı ve egoların bu derece önde olması, başkalarıyla etkileşimde neden bu kadar fazla rol oynuyor?

            Birleşik Devletler Ulusal Ruh Sağlığı Enstitüsü Beyin ve Davranış Labaratuvarı’nın eski başkanı  (1969-1978) Paul Mc Lean’in bir “Üçlü Beyin Teorisi” var. Mc Lean’e göre, Sagan’ın bahsettiği eğitimlerin açıklanması bu üç beyinden en ilkelinde bulunan eski çağlardan kalma yaşamı sürdürme örüntüleridir. Diğer taraftan, diğerlerine acıma ve diğerleriyle empati kurabilme gibi alanlarda güdülenme ile insan türü gelişebilmektedir.Bu da beyne en son katılan prefrontal korteksin daha çok kullanımıyla gerçekleştiği de bilinen bir gerçektir.

            Beynin evrimsel gelişimiyle ilgili başka modeller de var (örn. Ornstein ve Thompson’ın “The Amazing Brain”, 1984) ama Üçlü Beyin eğitimciler açısından büyük önem taşır. Bu kuram, davranışı işe yarar bir şekilde ele almamıza yarar. İlgili psikoloji ve sosyoloji kuramlarıyla uyumlu olması ve değişim için yönlendirmelere uygunluğudur.

Beyin Araştırmaları ve Arkeoloji:

Mc Lean’ın çalışmasını geçmişten günümüze beynin evrensel gelişim katmanlarını araştıran bir arkeoloğun çalışmalarıyla karşılaştırır. Mc Lean , arkeolojideki evrimsel gelişime karşılıklı olarak birbiri ardına gelişmiş 3 beyin katmanını tanımlar:

  1. Sürüngen Sistemi (reptilian sistem) –R- Kompleks,
  2. Limbik sistem,
  3. Neokorteks.

Her katmanın işlevi farklı olmasına rağmen üçü de birbiriyle etkileşim halindedir. Mc Lean’ın kuramı, Freud’un id, ego, süperego, Platon’un ruhun yapısını üç katmana ayırmasını,

Sokrates’in ruh ve hayatı üç katmana ayırmasını  ve bu tip 3’lü kuramları hatırlatmaktadır.

Kardeşler Üçlüsü:

Bu kuramı aynı çatı altında yaşayan 3 kardeşe benzetebiliriz:

  • R- Kompleks→En büyük kardeş→yaşamın sürdürülmesiyle görevli,

(yiyecek sağlamak, atık maddelerin dışarı atılması, genel güvenlik, rahatlık sağlamak). Davranışların büyük bir çoğunluğu, otomatik ve alışılmış davranışlar ve değişime karşı güçlü bir direnç gösterir. Dili kullanmaz ama  bazı yöntemlerle ona karşılık verir.

  • Limbik Sistem→ Ortanca kardeş→ derinden hisseder,

(duygu denetimi, hafıza, olayların organizasyonu, savaş-kaç yolunu kullanır= meşru müdafaa ile uğraşır) En büyük kardeşin, üzerinde mutlak bir hakimiyet kurmasını engeller, beslenme kaynağıdır. En büyük ve en küçük kardeş arasında denge kurmaya çalışır.

  • Neokorteks→ Kardeşlerin en küçüğüdür ama beyinde en geniş alana yayılmıştır. Yaratıcıdır, dili kullanır, beste yapar, karmaşık çözümlemelerle uğraşır (soyut işlemler, soyut düşünme gücü hakimdir, geleceği düşünüp planlayabilir), genellikle kardeşlerin en zekisidir.

Bu üç kardeş birbirinin davranış ve kararlarında etkili olurlar. Birbirlerini hem destekler hem de yerinde çatışırlar. Beyne bir tehdit geldiğinde, genellikle büyük kardeş hakimiyeti ele alır; çünkü güvenlik sağlanmalıdır, yaşam devam ettirilmelidir. Diğer taraftan beraber hareket ederek her türlü tehlikenin de üstesinden gelebilirler.

            R-Kompleks Beyin (Sürüngen Beyin): ATALARIMIZDAN KALMA BEYİN, büyük ölçüde beyin sapından oluşur, bedenin bütünlüğünü korur, yaşamı devam ettirme amaçlıdır (sindirim, dolaşım, solunum ve strese karşı savaş ya da kaç tepkisini oluşturan merkezler buradadır. Hayvanların yaşamı sürdürme davranışlarıyla yakından ilgilidir. Üreme ve toplumsal hakimiyet kurmada başrol oyuncusudur. Belirgin özelliği, otomatik, törensel (ritüel) niteliktedir ve değişime karşı dirençlidir.

Mc Lean, John Locke’un (tabula rasa) beynimizin doğduğumuzda boş bir levha gibi olduğunu kabul etmez. Şöyle der: “Eğer insanların davranışları öğrenilmiş olsaydı, zekamıza ve kültürel birikimimize rağmen hayvani davranışlarda bulunmazdık (lise-ortaokul öğrencileri yeni gelen üzerinde  bir türlü hakimiyet kurmak isterler, tıpkı kertenkelelerin yabancı kertenkeleye yaptıkları gibi, bu davranışı öğrenciler okuyarak öğrenmedi herhalde!)

Mc Lean’e göre insanların tümünde sürüngen davranışı vardır.

Örnek:

Alan savunması.: Kendimize ait şeyleri soyut ve somut olarak sahiplenir, koruruz. “benim evim, benim ülkem”. Kıdemli öğretmenler her zaman ders yaptığı amfi, genç bir hocaya verildiğinde hoşgörülü olmayabilir, “10 yıldır ben bu sınıfta ders veriyorum” tepkisi gibi.

Giyinip kuşanma, törensel gösteri: Yeni bir giysi, yeni bir araba, yeni bir mevkii hep başkalarına göstermek isteriz veya yeni bir şey elde ettiğimizde kendimizi çok önemli bir kişi gibi görürüz.

Yuva yapma davranışı: Evimizi düzenleyişimiz, dekore edişimiz.

Toplumsal hiyeraşiyi korumak: Demokratik süreçlerin karşısında örgütsel süreçler oluşturma meyli.

Eşleşme törenleri: Örneğin flört etme bir eşleşme törenidir.

Sürü davranışı: Gruplaşmalar. Öğrenci grupları, aynı apartmandaki komşular arası gruplaşma, okulda öğretmenler arası gruplaşma, üyelikler.

Diğer grup davranışlar: Kısaca R- Kompleks, bize çevremizdeki grupları incelememize yarayan bir mercek görevi görür.

Eş uygulamalı davranış: Bir maç kazanıldığında taraftarların kendilerine özgü bir şekilde sevinçlerini ifade etmesi.

Saplantısal davranışlar: Batıl inançlara göre davranma. Değişime direnç gösteren her türlü davranış buraya girer.

Dönemsel davranış: Yaş dönemlerine göre gelişen davranışlar. Daha çok cinsel kimliğin ortaya çıkışı ile ilgilidir. Ergenlik, menapoz gibi.

Aldatıcı davranışlar: Hayvanlarda düşmanını şaşırtamak  için aldatıcı davranışlar olur, hızlı davranır, sessiz kalır vb. Bu tip aldatıcı davranışın insanlardaki karşılığı numara yapma, yalan söyleme, tuzak kurma, saldırganlık buraya girer. Mc Lean, “Eğer kültür bize dürüstlüğü öğretiyorsa niçin insanlar aldatma yollarına da girer?” der.

Kavramların da duygular tarafından şekillendiğini biliyoruz. Duygular zaten kavramsal olarak zengindir, diğer taraftan duygulardan arındırılmış içeriğin anlaşılması zordur. Duygular öğrenmemiz için çok önemlidir, diğer taraftan eğitim açısından bilmemiz gerek bir diğer husus faaliyete bağlı olarak bazen beynin bir odağının baskın olacağı, diğerlerinin onu destekleyeceğidir.

Öğretimde Üç Beynin Önemini Kabul Etme

Eğitim üç beyine de hitap eder şekilde olmalıdır. Örneğin oyun, R-Kompleksin gereksinimlerinden biridir. Spor ve bedensel oyunlar, içgüdüsel dürtülerimizi tatmin eder, yeni bilgileri R-Kompleksin uzantısı olan oyunla spor anlayışı, faaliyeti içinde öğretmek mümkündür.

            Birbirleriyle çatışan ve birbirlerine benzeyen duygu ve gereksinimleri olan insanlardan oluşan karmaşık bir toplumda yaşamayı öğrenmek en az “bilişsel gelişim” kadar önemlidir. Tartışmalara katılmak,hikaye anlatmak, tarihsel kişilikleri sahnede oynamak, çeşitli alanlarda paneller düzenlemek, sosyal etkileşim ve ait olma gereksinimini içeren davranışlarımızdandır. Burada sosyal etkileşim ve duygusal olarak kendini iyi hissetme, yaşamımızı her türlü şartlar içinde sürdürmemiz açısından çok önemlidir.

Eğitici olarak, okullarda R-Kompleks tercihleri yeniden yönlendirilmelidir ve bu yönlendirmenin mümkün olup olmadığını da göz önüne almamız gerekir.

Limbik Sistem (Kapıdaki Gardiyan): Temel duygu merkezlerinin bulunduğu yer, Amigdala→ olaylarla duygular arasındaki bağlantıyı sağlayan bölge,

Hipokampus→ yerel bellek alanı, bağlamsal anıları sağlar.

Bağlamsal bellek, iç ve dış dünyamızın bileşimidir. Limbik sistem kokuyla da bağlantılı bir sistemdir, öyle ki bu koku kişiyi 10 yıldır görmediği bir arkadaşını hatırlamaya çekebilir, buradaki yemek, cinsiyet, sevgi vb. duyguların üçüncü beyin dediğimiz neokorteks ile de bağlantısı vardır. Isaacson’e  (1982) göre “Limbik sistem, kişinin kendinin bilincine varmaya, bedeninin içsel durumunu ve hissettiklerini farketmeye yarayan diğer bir ifadeyle “insani” sistemlerin ilkidir.

Limbik sistem, içsel ve dışsal yaşantılarımızdan gelen mesajları birleştirme yeteneğine sahiptir, işte bu yeteneği gerçekleştirirken R- Kompleks’in katılaşmış bazı görevlerini de engellemeye çalışır. Kısaca limbik sistem, atalarımızdan kalıtsal olarak gelenleri yenileme, yeni şartlara uyumlaştırma görevini de yüklenir.

Neokorteks (Düşünen Beynimiz): Bu bölgeye yeni memeli beyni de denir.İnsan beyninin 5/6’sını oluşturur. Beynin dış kısmında gördüğümüz bu bölge yaklaşık olarak buruşturulmuş bir çift gazete boyutundadır. Konuşma, yazma dahil dilin kullanımını sağlar, duyusal verilerin işlemi burada gerçekleşir. Anımız kadar, ileriyi görerek, geleceğe yönelik planlar yapmamızı sağlar. Bilim ve sanat açısından çok zengin ve karmaşık bir bölgedir.                                       

Düşünce ve hisler birbirine bağlıdır. Diğer bir ifadeyle kavramlar, duygular, davranışlar gibi eğitimde ele aldığımız bu bileşenler, birbirini etkiler ve biçimlendirir. Ama bu etkilenmede hangisi ağırlığını daha fazla koyuyor? Bilmiyoruz. Mc Lean’e göre, duyguların ağırlığı daha fazladır. “Duygular düşüncelerimize ve davranışlarımıza anlam verirler”der. Rosenfield, “Belleğe duygular enerji vermediği sürece belleğin oluşumu mümkün değildir” der. Eğitim için buradan alınan mesaj: “öğrenmek için öğrencinin istekli olması şarttır”.

Prefrontal Korteks (Gelecek Umudu): Prefrontal korteks, neokorteksin alnımız içinde yer alan bölümüdür. Bu bölüm uyumlu davranışlarda büyük ölçüde sorumludur. Planlama, çözümleme, mantık dizgesi kurma, hatalı tepkilerin engellemesi ve soyutlama yeteneğini de bu merkezden etkilenmektedir. Neticede empati ve sevecenlik duygularını yüceltmekten de bu bölge sorumludur. Daha geniş manada, birbirleriyle ilişkili şekilde düşünme ve hareket etme, başka şey veya kişiler lehine kendi zevkinden vazgeçebilme, sevecenlik ve empatiyle eyleme geçebilme yeteneği için prefrontal kontrol gerekir. Aslında bu tip olumlu davranışlar, Mc Lean’e göre hayatta kalmanın koşullarındandır.

Hayatta kalmada başarılı olabilmek için R-Kompleks ve Limbik Sistem’in dar anlamlarının aşılması gerekir. Eski beyinlerin eğilimlerini anlamlı bir şekilde yeniden programlamalı ve yeniden yöneltmeliyiz. Birey, bu güce sahiptir, “yeniden düşünme” yeteneğimizi çalıştırmalıyız. Isaac Asimov’un,  “Foundation” (Oluşum) adlı eserinde (1983)  kahramanlarından  birisi  “Şiddet, yetersiz olmanın son sığınağıdır”der ve böyledir de.

Carl Sagan (1977) şöyle der: “Geçirmekte olduğumuz sosyal ve teknolojik değişim sonucu geleneksel ve durağan toplumlarda yaşamıyoruz. Dünyada işler iyi işlemiyor, Hükümetler değişime direniyor sanki öyleymiş gibi davranıyor. Böyle giderse değişime uyumdan çok farklılığı teşvik eden bir toplum olacaktır. Uzun vadeli yatırımlardan çok, kısa vadeli üstünlükler tercih edilecektir.

Üçlü Beyin ve Performans Düşüşü

Hart’a (1983) göre, stres fazla olduğunda beyin fonksiyonlarında bir çöküş olur, çaresizlik ve korku oluşur. Stres olumlu ölçüde olduğunda ise, azim ve meydan okuma duyguları ortaya çıkar. Korku halinde, 3’lü beyin çerçevesinde neokorteksten aşağı doğru, eski ve otomatik olan limbik sisteme ve R-Kompleks’e yöneliriz ve R-Kompleks tepki verir, geleneksel kaba davranışlar ortaya çıkar. Bulgar psikolog- eğitimci Lazanov da aynı konuya değinir. Mc Lean, konuya eğitimciler açısından yaklaşır. Korku halinde öğrenci kendisini R-Kompleks’e terkeder ve ilkel, saldırgan davranışlarda bulunur. Öğretmen olarak, eğitici olarak amacımız öğrenme için düşük düzeyde kaygı koşullarını gerçekleştirmek olmalıdır. Öğrenme için en uygun durum, kabaca bir atletin durumuna benzetilebilir. Atlet, rahatlatıcı bir duygunun hakim olduğu ortamda en yüksek performansı gerçekleştirir. Biz buna “rahat dikkatlilik hali” diyoruz. Şu iki şart gerçekleştiğinde beynin bu durumu ortaya çıkar:

  1. Rahatlık Derecesi: Öğrenci ve öğretmen rahat bir sinir sistemine sahip olmalıdır; öğrenci, öğretmeninin güven duygusunu üstünde hissetmelidir.
  2. İçsel Motivasyon: Öğrenme; yaratıcılık, tartışmalar ve zorlamalarla beslenir. Bunlar da iç motivasyonu oluşturur.

Burada belirtilmesi gereken bir husus daha var; eğitimciler rahatlama ve rahatlatma tekniklerini bilmelidir. Ayrıca eğitimciler, olumlu stresi yaratan genel şartları iyi kavramalı ve orkestra şefi gibi durumu yönetebilmelidir.

Şurası muhakkak ki öğrenme, sadece ideal ve mükemmel bir ortamda olamaz. Bizim savunduğumuz, devamlı ve yoğun olan düşük düzeyde bir korku ve üst düzeyde bir azmin (meydan okumak) olduğu bir sınıf ortamı oluşturmaktır.

Beyin Temelli Öğrenmenin ilkeleri

Burada amaç, eğitimcilere pratik olarak yararlanabileceği bazı farklı formlar sunmaktır, bu formlarda 12 ilke ele alınacaktır. Bu ilkeler, program ve yöntemlerin belirlenip seçilmesinde yol gösterici olabilir.

Sorgulamaya Açık Bir Alan Olarak Eğitim:

Davranışsal modelin artık terk edilmesi gerekir.Onun yerini, insan beyninin kendi emirleri ve seçtiklerimizle sınırlı açık bir sorgulama alanı içinde eğitim almalıdır. Bunun için aşağıdaki ilkelerin göz önüne alınması gerekir:

1.İlke: Beyin, paralel bir işlemcidir. İnsan beyninde birçok işlem beraber yürür (Ornstein ve Sobel, 1987) duygu, düşünce, hayal, yönelim vb. bütün bunlar, sosyokültürel bilginin artışıyla da etkileşim halindedir.

Eğitimde beynin bu aynı anda çok yönlü işleyişini ele alıp eğitimin her alanına  hitap edecek şekilde programlanması sağlanmalı.

 2.İlke: Öğrenme, tüm fizyoloji ile ilgilidir. 3 beynin karşılıklı etkileşimi insan fizyolojisinin bütünselliğine işaret eder. Beyin, doğal kurallara göre işleyen fizyolojik bir organdır. Öğrenme de nefes alıp verme gibi doğaldır. Bu doğallık kolaylaştırılabilir, zorlaştırılabilir.Okul içi, oklu dışı yaşantılar beynimizi etkilemekte ve tepki vermesine neden olmaktadır.

Eğitim açısından baktığımızda; fizyolojik fonksiyonlarımızı etkileyen herşey öğrenme yeteneğimizi de etkiler.  Stres yönetimi burada önemli rol oynar. Çeşitli ilaçların öğrenmeye etkisi bilinmeli, kontrol edilmelidir. Alışkanlık ve inançlar da fizyolojik yönden etkilidir, bunlar değişime direnç gösterir. Zamanlama, bireysel özellikler, üst üste gelen olaylar ve bireylerin özel dönemleri de fizyolojiyi dolayısıyla öğrenmeyi etkiler.Sağlıklı çocuklar, temel becerilerinde ilk 5 yıl içinde büyük farklılık gösterirler. Bu nedenle takvim yaşı esas alınarak başarı beklentisinde bulunmak hatalı olabilir.

  1. İlke: Anlam arayışı içseldir. Anlamlandırma (deneyimlere anlam verme) ve anlama uygun hareket kendiliğinden gerçekleşir. Anlamlandırma bilinçli anımızda devam eder (kısmen de uykumuzda). Kavramlar, anlamlandırmalar önlenemez, devamlılığı vardır, ancak yönlendirilip odaklanılabilir.

Eğitim açısından öğrenme, tutarlı olmalıdır, belli bir ortamda olmalıdır. Ortam aynı zamanda merakımızı, yenilik ihtiyacımızı, keşfetme- tartışma isteklerimizi tatmin edebilmelidir.Dersler heyecan verici, anlamlı olmalı, öğrenme de yaşamı yansıttığı müddetçe iyi olacaktır. Özellikle yetenekli çocuklarda karmaşık ve anlamlı zorlamalar yaratılmalıdır. Ayrıca bu sistemi tüm öğrencilere de uygulamalıdır, muhakkak ki yeni yetenekler olacaktır.

  1. İlke: Anlam arayışı, örüntülemeyle oluşur. Örüntüleme, bilginin anlamlı organizasyonu ve sınırlandırılmasına işaret eder. Beyin bu örüntüleri oluştururken sezgi ve yaratıcılığını kullanan bir sanatkar, bir bilgin gibidir. Beyin anlamlı örüntülerini kabul ederken anlamsız olanları da reddeder. Bir öğrenci için anlamsız örüntüleme, manasız bilgi parçalarıdır. Bilginin bütünleşmesi için eğitim ortamının ona göre hazırlanması gerekir; bilgi parçaları havada uçmamalıdır.

Eğitim açısından, öğrenciler devamlı olarak algılıyor, anlamlandırıyor, örüntüler oluşturuyor. Onları durduramayız ama yönlerini etkileyebiliriz. Hayal kurma, eleştirel düşünme, problem çözme, bunlar birer örüntüleme şeklidir.Sınıfta bir konu işlenirken öğrencinin uygun örüntü yapıp yapmadığını pek bilemeyiz.  Öğrencinin aklı başka yerdeyse, anlatılanlar bilgi parçaları olacaktır. Burada öğretmen değişik yaklaşımları ele alabilir, Örneğin; konu tabanlı öğretim, eğitim parçalarının bütünleşmesi veya gerçek yaşama uygun öğrenme yaklaşımları (deneyimleme) ele alınabilir.

  1. İlke: Örüntülemede duygular çok önemlidir. Öğrenme, basit, sade bir olay değildir. Ümit, bireysel beklentiler nedeniyle yanlılık, öz saygı düzeyi ve etkinliklere dayalı duygu ve düşüncelerimizden etkilenir ve bu bütünlük içinde gerçekleşir. Duygular ve biliş birbirinden ayrılamaz.Duygular da bilginin depolanıp, hatırlanmasında etkilidir. Öyleyse duygular bellek için önemli bir malzeme. Duygular da istendiğinde güçlendirilip, istendiğinde azaltılamaz veya ortadan kaldırılamaz, süreklidir.

Eğitim açısından; öğretmenler öğrencilerinin duygu ve tutumlarını dikkate almalıdır. Bunlar, onların öğrenmelerini belirler. Bir öğretmen bilgi ve duygular arası bağıntıyı asla ihmal etmemelidir bazen duygusal yönden girerek bilginin hızla öğrenilmesi sağlanabilir.Genelde sınıf içinde ve dışında karşılıklı saygı ve kabul, öğrenciyi olumlu etkiler, destekleyici bir ortam oluşturur. Bazen öğretmenin koridorda öğrencisiyle karşılaşıp içten davranışı, olumlu iletişim, duygusal doyum, sırasında öğretmen, yönetici ve öğrenci yardımlaşması da her iki taraf için duygusallığı, güveni zenginleştirir.

  1. İlke: Beyin, parçaları ve bütünleri aynı zamanda işler. Beyinde sağ ve sol olmak üzere iki yarımküre var. İki yarımkürede fonksiyon açısından farklılıklar olmasına karşın arada bütünlük, ortak görevler vardır.Birisi bilgiyi parçalara ayırırken diğeri de bütünleştirerek algılamada bulunmaktadır. Beynin sağ yanı birtakım şeylerin belli örneklerini işlerken, sol yanı çok daha genel kavram ve sınıfların işlenmesinden sorumludur. Söz gelimi; beynin sol yanı gördüğünün köpek olduğunu belirlerken, sağ yanı köpeğin Fatma’nın köpeği olduğunu bilir.

Konuya eğitim açısından baktığımızda, bilginin detayı göz önüne alınmadığında veya bütünü ihmal edildiğinde, öğrenmede aşırı güçlüklerle karşılaşılmaktadır. Parça ve bütün kuramsal olarak etkileşim halindedir. Beyin yarımkürelerinde olduğu gibi, parça ve bütün birbirinden anlam çıkarır ve bu anlamı paylaşırlar. Böylece sözcükler ve söz dizini anlaşıp özümlenir.

  1. İlke: Öğrenme, hem çevresel /organsal algıyı hem de odaklanmış dikkati gerektirir. Beyin temel olarak dikkat ettiği bilgiyi alır ama dikkatin dışında kalan bilgi ve işaretleri de alır. Görüş alanında olup bilinçli olarak dikkat etmediğimiz şeyleri de beynin alması beynin duyusal mekanizmalarının hassasiyetini gösterir. Lazanov’a göre, çevresel bilgi öğrenmeyi desteklemek için amaçlı olarak organize edilir (örnek: sınıfta ders yapılırken kapı tıklatıldığında hemen beyin de olası anlamlar için işleme başlar).

Eğitim açısından, öğretmenler öğrencilerin dikkatleri dışında da algılayabilecekleri, öğrenebilecekleri malzemeleri organize etmelidir. Bunlara “çevresel uyarı” diyoruz; bunların organizasyonu da adeta bir sanatsal bir olaydır (örnek: öğrenim sırasında müzik kullanımı). Öğretmen, rehber örnek davranışı, ilgi ve coşkularıyla da öğrencilerinin daha iyi öğrenmelerini sağlayabilir. Çünkü ders dinlerken öğrenciler öğretmenlerinin iç dünyasını da bir dereceye kadar değerlendirmektedir. Lazanov, bireydeki bu iç ve dış tutarlılığı açıklamak için “ÇİFT DÜZLEMLİLİK” terimini kullanır.  Örneğin; öğrencilere öğrenmeleri için verilen bilginin yanısıra, okulun düzeni ve yönetimi de etkiler. Diğer bir ifade, çevresel uyarı olarak öğrenmeyi, başarıyı, toplum, aile, teknoloji gibi öğrencinin yaşamındaki herşey etkiler.

  1. İlke: Öğrenme, herzaman bilinçli ve bilinçdışı süreçleri içerir. Öğrendiklerimiz bilinçli olarak anladıklarımızdan daha çoktur. Bu da bilinçdışı sürecin devamlı işlediğini gösterir. Çevresel algılarla (bilinçdışı olarak) öğrendiklerimizle de deneyimler kazanırız. Örneğin; bir öğrenci, makamına uygun şarkı söylemeyi öğrenirken şarkı söylemekten nefreti de öğrenir. Öğrencilerin bilinçdışı süreçlerden en üst düzeyde yararlanmalarını sağlayacak düzenlemeler yapılabilir.

Eğitim açısından; aktif işleme yani  öğretime öğrencilerin de katılması, konuları aktif olarak işlemede öğrenmenin ve bireysel amaçların sorumluluğunu öğrenciler üstlenirler. Öğrenci, öğrenme stilini farketmelidir. Konuyu işlemede öğrencilerin de görüşlerinin de göz önüne alınması ve ders işlemenin böylece yeniden düzenlenmesi, teorilerin, uygulamaların yaratıcı bir şekilde işlenmesi gerekir.

  1. İlke: En az iki farklı türde belleğimiz vardır: 1) Uzamsal Bellek Sistemi, 2) Mekanik Öğrenme İçin Bir Sistemler Dizisi.
    • Yeniden gözden geçirmeyi gerektirmeyen ve yaşantıların kısa süreli bellenmesine oalanak veren doğal bir uzamsal bellek sistemimiz vardır (Nadel, Wilmen ve Kunz, 1984). Bu sistem devamlı çalışır, pek sınırlandırılamaz. Zihinsel süreçlerimiz zaman içinde gelişirken o da gelişir. Akşam yemekte ne yediğimizi hatırlamak ezber tekniğini gerektirmez. En azından yaşantılarımızın normal, üç boyutlu ortamda algılanması için yapılandırılmış böyle bir bellek sistemimiz vardır (O’keefe ve Nadel, 1978).
    • Yalıtılmış bir ortamda işleme konan olgu ve beceriler, beyin tarafından farklı bir şekilde yapılandırılır; bunun için de pek çok pratik ve yenilem gerekir. Bu bellek, uzamsal belleğin karşıtıdır. Bilgiyi depolamak için yapılandırılmış bir sistemdir. Gelen bilgi, öncelikle bağlantı kuramadıysa otomatik belleğe bağlanır ve unutmamak için tekrar gerektirir. Örnek: Otomobil fabrikasının stoklarında otomobille ilgili parçalar var, ustalar bu parçaları kullanarak üretim yaparlar ama yeterli olan bu parçaların yanında, gereksiz bir yığın parça daha olursa, ilgisiz parçaların varlığı ustaları şaşırtır, hata yapmalarına, dengesizliğe neden olur.Beyinde de bağlantısız olgular varsa ve bunlar ön plana çıkarsa beyin verimsiz çalışır.

Eğitim açısından, ezber bazen önemliyse de genelde ezbere dayandırılan eğitim, öğrenmede transferi zorlaştırabilir ve anlamanın gelişimini engelleyebilir. Eğitimciler, öğrencilerin bilgi birikimlerini, onların dünyalarını hesaba katmamakla gerçekten beynin duyuşsal fonksiyonlarını engellemiş olurlar.

  1. İlke: Olgu ve beceriler doğal, uzamsal bellekte yapılandırıldığı zaman en iyi şekilde anlar ve hatırlarız. Anadilimiz etkileşimli yaşantılarla öğrenilir, bireyin iç yaşantıları ve sosyal etkileşim, dilin gelişimini sağlar. Dil öğrenme, bireyin yaşantılarına uyumu ve kavramı ile oluşur. Öğrenmede bu öğe çok önemlidir.

Eğitim açısından; yaşantısal öğrenmede uzamsal yaşam çok büyük bir yer işgal eder. Gösterilen ziyaretler, hikayeler, drama/ tiyatro, şekiller vb. farklı konular arası bütünleştirme, öğretmenlerce kullanılmalıdır. Konu işlerken, karikatürize eden örnekler verilebilir. Başarı, tüm duyguların kullanımına ve öğrenciyi karmaşık olduğu kadar etkileşimli yaşantıların bolluğu içine sokmakla ilgilidir. Anlatım ve analizler, tabii ki dışlanmamalıdır, bu bütünlük yer almalıdır.

  1. İlke: Öğrenme, zorlanma işe zenginleşir, tehditle engellenir. Bir korku karşısında beynin performansı düşer. Uygun bir şekilde zorlandığında ise, öğrenme isteği üst düzeye çıkar. Performans düşmesinin nedeniyse “çaresizlik” Bu durumda algısal alan daralır, öğrencinin esnekliği azalır, otomatik, ilkel, rutin davranışlara döner (beyin odağı daralmış kameraya benzer).

Eğitim : Öğretmenler veya yöneticiler öğrencide rahat bir uyanıklık hali yaratmalıdır. Bu durumda öğrencide korku az, zorlanma, üst düzeyde bir  ferahlık hali oluşur. Bu ferahlık, öğretmenin bir orkestra şefi gibi öğrencilere hakim olmasıyla gerçekleşir.

  1. İlke: Her beyin, kendine özgüdür. Her insan aynı sisteme sahipse de bireysel farklılıklar inkar edilemez. Ayrıca bireylerin yaşantılarındaki öğrenme, beynin yapısını değiştirir; dolayısıyla öğrenme çoğaldıkça birey daha fazla kendine özgü olur.

Eğitim: Öğretimde bu bireysel farklılıkların göz önüne alınması gerekir. Yerine göre görsel, işitsel, dokunsal ve duyuşsal tercihlerinin olabileceği unutulmamalıdır.Eğitim, beyin faaliyetleriyle uyumlu olmalı, onun çalışmasını kolaylaştırabilmelidir. Eğitim ortamındaki değişkenler çok olmalıdır.

Modası Geçmiş Şeylerin Terkedilmesi

Bu 12 ilkenin çeşitli alanları vardır. Bir eğitimci olarak görevimiz, bilginin sosyal yapısının iyi değerlendirmesini sağlamaktır. Beynin tüm bölümleri arasında etkileşim olduğunu biliyoruz, öyle ise bilgi verirken de sosyal çevredeki etkileşimler de düşünülmelidir. Alıcılık, üreticilik, keşfedicilik ve yaratıcılık beynin uyumuna uyan bir eğitimle gerçekleşir. “Bilgi ile dolmak bir şey ifade etmez”.

Modele göre, kısa süreli hafızada bir süre kalır, sadece bir kısmı uzun süreli hafızaya geçer. Uzun süreli hafıza da kısa süreli hafızadaki içeriklerle bağıntı halindedir. Bu senaryoya göre, öğrenme sınırlıdır. Dikkati yoğunlaştırma da sınırlıdır; çok kere çevremizdeki olayları bilinçsiz olarak algılar ve cevaplarız.

Eğitimciler Ne Yapmalı?

Hepimiz bazı strateji ve yöntemlerden haberdarız. Bunları araştırmalı, yerine göre uygulamalarımızı gerçekleştirmeliyiz.

Öğrenciye verilen bir bilgi, birikimleriyle bir bütün sağlayacak şekilde olduğunda –ki bunu içgörüyle kişi keşfeder-  buna “HAH” duyumu denir. Bir problem çözüldüğünde, aranılan bir şey bulunduğunda hissedilen bir duygu “HAH” duyumudur. İşte öğrenmede mozaiğin parçaları gibi bilgiler böyle bütünleşirse iyi öğrenim gerçekleşmiş demektir. “HAH” duyumundan sonra kişi kendi bilgilerinin yanısıra yeni amaçlara doğru yönlenir, böylece bilgisini derinleştirmeye başlar  -ki buna biz “derin anlam” diyoruz.  Bu bilgi kişiyi bir arayışa sokar, ne için yaşıyoruz?  Bizi neler öğrenmek, neler yapmak istediğimize doğru götürür. Böylece kişi kendi bilgi alanında derinleşir, ufku genişler ve devam eder, bu da beynin isteğidir. Beyin, bireyin her alanına bağlı olarak bilgilenmek ister.Birey bu yolu tutarsa, tutabilirse huzurlu, uyumlu bir bilgi yolunda ilerler.

 Prof.Dr.Mücella Uluğ

 

Leave a reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir